Oyuncaklara olan bu düşkünlüğümü, çocuklarla iletişim için vazgeçilmez olarak görmüyorum. Çocuklarla iletişim için kesinlikle bir aracıya ihtiyaç duymamıza gerek yok. Bedenlerimizi, dilimizi kullanarak da pekala çok güzel oyunlar oynayabiliriz.
Ancak benim gibi oyuncakların sihirli dünyasından kendilerini alıkoyamayanlar için de çok farklı kategorilerden oyuncaklar var. Benim favorilerimden biri tahta oyuncaklar… Bunlara bayılıyorum: çok estetik ve naif geliyorlar bana. Bir diğer çok sevdiğim oyuncak lego: Bunlardan farklı farklı dünyalar oluşturulabilir. Sonra bu dünyalarda çocuklarınızla beraber gezinebilirsiniz. Bu gezintilerin seslendirmeleri de size.
Oyuncakların bir de tarihe ettikleri tanıklıklar var. Her dönemin oyuncakları farklı. Dolayısıyla çeşit çeşit ülkelerde oyuncak müzeleri kurulmuş. Bunlardan biri de İstanbul, Göztepe’de Sunay Akın’ın kurduğu Oyuncak Müzesi. Benim gibi oyuncak severlerin mutlaka gezmesi gereken bir müze burası. Burada oyuncakların, bulundukları dönemleri, ne kadar da yerinde bir şekilde yansıttıklarını görebiliriz. En önemlisi de, sizin çocukluk dönemlerinizdeki oyuncakları gördüğünüzde yüzünüze yayılan gülümsemedir. Dolayısıyla buna değer..
Oyuncakların hep yüzümüzü gülümsetmesini ve oyuncaklarla çocukları hatta büyükleri gülümsetmeyi dilerim. Mesela çok sevdiğimiz bir arkadaşımıza, eşimize, kardeşimize, anne, babamıza ya da büyüğümüze çocukken çok sevdiği elinden düşürmediği ya da çok istediği halde ulaşamadığı bir oyuncak alıp bunu o dönemdeki çok sevdiği bir müzik eşliğinde hediye etsek ve yüzündeki ifadeye baksak, ne görürüz acaba? Ben bunun kocaman bir gülümseme olacağına inanıyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder