1 Şubat 2016 Pazartesi

İSTANBUL'UN PARKLARI

İnsan kendini çocuğunun ritmine bırakınca nasıl da doğruyu buluyor? Bazen sadece ona ayak uydurmak gerekiyor. Ya da onun ihtiyaçlarına cevap bulmak. Böylece aslında kendi ihtiyacımızı da bulmuş oluyoruz. İşte bunlardan biri de açık hava. Sadece açık hava…
Ancak şehir hayatı için kaçınılmaz olarak açık hava parklar demek. Benim için de çocuklu hayatla birlikte parklar çok büyük önem kazanmaya başladı. İyi ki de öyle oldu. Çünkü parkların tadına varınca yaz kış, sıcak soğuk fark etmeden haftanın hemen her günü kendimizi parklara atar olduk. Bu arada yeni parklar keşfetmek de işin eğlenceli kısmı oldu.
Bence parklar hem doğayı keşfetmenin; ağaçlarla, böceklerle haşır neşir olmanın, bol bol koşuşturup enerji atmanın, salıncağa, kaydırağa binip eğlenmenin, hem de farklı insanlarla karşılaşıp sosyalleşmenin en güzel yeri. Parkların tüm mevsimlerde ayrı ayrı tatları var: Sonbaharda yerlere dökülmüş sarı sarı yaprakların çıkardığı hışırtılar, kışın kurumuş dallar ya da kar yağınca bembeyaz olmuş doğa, ilkbaharda çiçeklenen ağaçlar ve yemyeşil  çimler, yazın susamış güvercinler…
Sosyalleşmenin en güzeli de yine parklarda yaşanır. Çocuklar kaydırakta kayan, salıncakta sallanan diğer çocukları beklerken, diğerlerinin haklarına saygılı olmayı, herkesin ortak malı olan eşyaları kullanmayı, çevreyi temiz tutmayı öğrenirler. Zaten en iyi öğrenme şekli de uygulayarak, tecrübe ederek öğrenme değil midir? İşte bu duygularla biz parkları seviyoruz, parklara gidiyoruz, yeni parklar keşfediyoruz.
İstanbul’da sevdiğimiz birçok park var. Anadolu yakasında ikamet ettiğimiz için daha çok bu yakadaki parklara gidiyoruz. Koşuyolu parkı bunlarda biri. Hem yürüyüş parkuruyla, hem çocuklar için yapılmış alanlarıyla, hayvanlarıyla, süs havuzlarıyla gitmekten zevk aldığımız bir park. Köpekler, kediler, güvercinler de size arkadaşlık edebilir burada. Ayrıca kendinizi fıskiyeli havuzun kenarında suyun dinlendiriciliğine bırakabilirsiniz.
Göztepe 60. Yıl parkı da çok sık gittiğimiz bir diğer park. Burası da oldukça geniş alanıyla ve çocuklar için değişik aktivite alanlarıyla güzel vakit geçirebilecek bir park.
Deniz havası almak istiyorsak Kuzguncuk ya da Çengelköy’e gidiyoruz. Hem balık tutanları izliyoruz, hem de gemileri, vapurları vs. görebiliyoruz. Böylece çocuklar için masallarda gördükleri gemiler, vapurlar, kayıklar;  şarkılarda dinledikleri balıkçılar, bir parça da olsa zihinlerinde gerçeklik kazanıyor.
Asırlık ağaçlarıyla, tarihi köşkleriyle Küçük ve Büyük Çamlıca kendinizi şehrin içinde olmanıza rağmen dışında hissettiğiniz mekanlar. Özellikle hafta içinde bulunmaktan hoşlandığım, sakince havayı içime çektiğim ve rahatladığım bu yerlere çocuklarla gitmek, çimlerde yuvarlanmak en güzel aktivitelerden biri.

Ajandama yeni park isimleri yazıp, “gidilecek” notu koymaya devam ediyorum. Keşfedilecek birçok park var. Keşke bu keşif hiç bitmese... Yeni parklar da yapılmaya hep devam etse…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder