İnsan kendini çocuğunun ritmine
bırakınca nasıl da doğruyu buluyor? Bazen sadece ona ayak uydurmak gerekiyor.
Ya da onun ihtiyaçlarına cevap bulmak. Böylece aslında kendi ihtiyacımızı da
bulmuş oluyoruz. İşte bunlardan biri de açık hava. Sadece açık hava…
Ancak şehir hayatı için
kaçınılmaz olarak açık hava parklar demek. Benim için de çocuklu hayatla
birlikte parklar çok büyük önem kazanmaya başladı. İyi ki de öyle oldu. Çünkü
parkların tadına varınca yaz kış, sıcak soğuk fark etmeden haftanın hemen her
günü kendimizi parklara atar olduk. Bu arada yeni parklar keşfetmek de işin
eğlenceli kısmı oldu.
Bence parklar hem doğayı
keşfetmenin; ağaçlarla, böceklerle haşır neşir olmanın, bol bol koşuşturup
enerji atmanın, salıncağa, kaydırağa binip eğlenmenin, hem de farklı insanlarla
karşılaşıp sosyalleşmenin en güzel yeri. Parkların tüm mevsimlerde ayrı ayrı tatları
var: Sonbaharda yerlere dökülmüş sarı sarı yaprakların çıkardığı hışırtılar,
kışın kurumuş dallar ya da kar yağınca bembeyaz olmuş doğa, ilkbaharda
çiçeklenen ağaçlar ve yemyeşil çimler,
yazın susamış güvercinler…
Sosyalleşmenin en güzeli de yine
parklarda yaşanır. Çocuklar kaydırakta kayan, salıncakta sallanan diğer çocukları
beklerken, diğerlerinin haklarına saygılı olmayı, herkesin ortak malı olan
eşyaları kullanmayı, çevreyi temiz tutmayı öğrenirler. Zaten en iyi öğrenme
şekli de uygulayarak, tecrübe ederek öğrenme değil midir? İşte bu duygularla
biz parkları seviyoruz, parklara gidiyoruz, yeni parklar keşfediyoruz.
İstanbul’da sevdiğimiz birçok
park var. Anadolu yakasında ikamet ettiğimiz için daha çok bu yakadaki parklara
gidiyoruz. Koşuyolu parkı bunlarda biri. Hem yürüyüş parkuruyla, hem çocuklar
için yapılmış alanlarıyla, hayvanlarıyla, süs havuzlarıyla gitmekten zevk
aldığımız bir park. Köpekler, kediler, güvercinler de size arkadaşlık edebilir
burada. Ayrıca kendinizi fıskiyeli havuzun kenarında suyun dinlendiriciliğine
bırakabilirsiniz.
Göztepe 60. Yıl parkı da çok sık
gittiğimiz bir diğer park. Burası da oldukça geniş alanıyla ve çocuklar için
değişik aktivite alanlarıyla güzel vakit geçirebilecek bir park.
Deniz havası almak istiyorsak
Kuzguncuk ya da Çengelköy’e gidiyoruz. Hem balık tutanları izliyoruz, hem de
gemileri, vapurları vs. görebiliyoruz. Böylece çocuklar için masallarda
gördükleri gemiler, vapurlar, kayıklar; şarkılarda dinledikleri balıkçılar, bir parça
da olsa zihinlerinde gerçeklik kazanıyor.
Asırlık ağaçlarıyla, tarihi
köşkleriyle Küçük ve Büyük Çamlıca kendinizi şehrin içinde olmanıza rağmen
dışında hissettiğiniz mekanlar. Özellikle hafta içinde bulunmaktan hoşlandığım,
sakince havayı içime çektiğim ve rahatladığım bu yerlere çocuklarla gitmek,
çimlerde yuvarlanmak en güzel aktivitelerden biri.
Ajandama yeni park isimleri
yazıp, “gidilecek” notu koymaya devam ediyorum. Keşfedilecek birçok park var.
Keşke bu keşif hiç bitmese... Yeni parklar da yapılmaya hep devam etse…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder