Bir ülkenin gelişmişlik boyutunun en önemli göstergelerinden biri de şehir hayatıdır. Her gün isyan ettirecek seviyedeki bir şehir koşullarında yaşayan insan, gelişmiş bir ülkede yaşadığını nasıl düşünsün? Hayat kalitemizi, mutluluk seviyemizi, sağlığımızı vs. etkileyen şehir hayatı, İstanbullular için adeta bir mücadele alanı. Her gün savaş verdiğimiz şehir hayatında, trafik gibi ortak sorunlarımız yanında herkesin tek başına ya da grup halinde mücadele ettiği başka sorunlar da var.
Hayatımın daha çok yaya ve çocuklu olarak geçtiği bu döneminde ben de şehir hayatının birçok yeni problemiyle karşılaşmış bulunmaktayım. Her şeyden önce kaldırım hakkımın çalındığı bu şehirde, çocuğumla açık havada gezinti hakkımın da elinden alındığını düşünüyorum. Çünkü kaldırımların işgali beni adeta dışarı çıkarmaktan alıkoyuyor.. Motorlu taşıtların hakları ön plana getirilerek düzenlenen bir şehrin medeni toplumlara yaraşır bir şekilde oluşturulduğu düşünülemez. Nereden bir motorlu taşıtın çıkacağı belli olmadığı için, yayalar için yapılan kaldırımlar zaten işgal edildiği için, bebek arabasıyla girintili çıkıntılı ve çukurlu yollarda ilerlemenin imkanı olmadığı için devamlı tedirgin olduğum İstanbul sokaklarında ne keyifli bir yürüyüş ne de ihtiyaçlarımı karşılamak için çıktığım yolculuklar benim için mümkün oluyor.
Hep şikayet ettiğimiz bu konularda kendimizi de sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle empati mekanizmasını çalıştırıp kendimize yapılmasını istemediğimiz davranışları başkalarına yöneltmemeliyiz. Bir bakıyorsunuz siz de bir gün beş dakika diyerek kaldırıma arabanızı park etmişsiniz. Ancak herkesin bir beş dakikasının toplamda günün yirmidört saatinin işgali haline geldiğini düşündüğümüzde kaldırımlar hiçbir zaman yayalara kalmıyor. Dolayısıyla kimse kendine bir beş dakikayı hak olarak tanımamalıdır. Bunun gibi yapılan tüm hak ihlallerinin gerçek hak sahiplerinin hakkına tecavüz olduğu gerçeği akıldan hiç çıkartılmamalı ve davranış tarzlarımızı buna göre belirlemeliyiz.
Bununla birlikte, her zaman haklarımızın da kollayıcısı olma durumundayız. Şikayet mekanizmasını işletmeden hatta bunu defalarca yapmadıktan sonra bile hakkımızı elde edemediğimiz bir ülkede yaşarken hak savunuculuğunun önemi daha da bir ortaya çıkıyor. Ancak yaptırımlarla caydırıcılık kazanan hak ihlallerinin işe yaradığını görüyoruz. Bazen yaptırımların da ne kadar etkili olduğu şüpheli elbette. Bu bağlamda avukat Feyza Altun Meriç'in aynı zamanda Kadının Fenni kitabının yazarının bir önerisi şikayet konusunda benim için zihin açıcı oldu. Siz de yolda giderken rahatsız olduğunuz kaldırım işgallerinin fotoğrafını çekip şikayet edebilirsiniz. Böylece hiçbir şey yapmamaktansa, bir adım atmış oluruz.
Kaldırımlarımıza sahip çıkalım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder