Her hafta mutlaka bir kere kitabevine giderim. Kitabevine gitmek benim olmaz olmazımdır; nefes alma duraklarımdan biridir adeta. Kitabevine gittiğimde de mutlaka aradığım birkaç kitap vardır. Çünkü daima yenilenen kitap listem cebimde durur. Bu listeyi, takip ettiğim köşe yazarlarının, sanatçıların, akademisyenlerin vs. tavsiyelerine göre oluştururum. Bir de kitap reyonları arasında dolaşırken gözüme ilişen kitaplar vardır: al beni diyen, kendine çeken.
Kitap konusunda da tıpkı hayatın diğer alanlarında olduğu gibi herkesin farklı tercihleri vardır. Bu tercihler de çocukluğumuzdan itibaren okuyarak, ilgi alanlarımızı belirleyerek, zevklerimize göre oluşur. Bununla ilgili, geçenlerde okuduğum bir cümle çok yerinde gelmişti bana. Şöyle ki çocuklara okumaya başladıkları kitapları kendi tercihlerini oluşturana kadar yarım bırakma hakkı tanınmasını tavsiye ediyordu. Hemen kendi çocukluğuma döndüm ve bu hakkın bana verilmediği geldi aklıma. Okumaya başladığım ancak hoşuma gitmediği için bıraktığım kitaplar ben de hep suçluluk duygusu oluşturmuştur.
Öyle ya da böyle şimdi kitaplar konusunda beni kendine çeken belli türler var: Araştırma-inceleme, tarih, gezi, kişisel gelişim ve biyografi.. Yakınlarda okuduğum, biyografi türünde bir kitap olan ve Donald Spoto'nun Audrey Hepburn'ün hayatını konu olan kitabı Zarafet farklı bir deneyim oldu benim için. Bazı kitapları okurken aynı zamanda yaşıyorum da sanırım. Bu yüzden rüyalarım da o an okuduğum kitabın izleri taşır. "Zarafet"le de, ünlü bir film yıldızının hayatının dehlizlerine dolaşmak bana böylesi etki yaşattı.
Zarafet sıradan insanlar için çok bilinmedik bir dünyanın kapılarını aralıyor. Çünkü ünlü insanların gösterilmek istenen yüzleri ve hayatları ortadadır. Ancak bu yönleriyle bilirsiniz. Kitapta ise ünlü oyuncunun bilinmeyen tarafları, hayatı, ilişkileri anlatılmış; görünenin dışındaki bambaşka dünya gözler önüne serilmiş. Aslında Audrey Hepburn'ün özelinde dev Amerikan sinema sektörüyle ilgili de bilmediğiniz birçok şey öğreniyorsunuz. Bununla birlikte, onun hayatıyla tarihe de tanıklık ediyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı sırada Hollanda'da bulunan yıldız, Hitler Almanyası'nın işgali ile yüz yüze kalıyor ve inanılmaz bir mücadele gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya düzeninin izlerine de rastlanacak olan kitapta Birlemiş Milletler'e dair de ipuçları yakalanabilir.
Daha önce kendine has güzelliği ve bir dönemin sinema yıldızı oluşu dışında bana pek bir şey ifade etmeyen Audrey Hepburn ile ilgili, kitabı okuyunca dünyaca bilinen bir yıldız olmanın gerçekten tesadüfi ve bu durumun sadece fiziksel özelliklere bağlı olmadığını öğrendim. Kitapta müthiş bir azim hikayesi var. Audrey Hepburn gerçekten çok çalışkan, disiplinli, işinde oldukça titiz ve mükemmelliyetçi bir insan. Başarısının arkasında da bu özelliklerin yattığı kaçınılmaz.
Bununla birlikte, insanın iş hayatındaki başarısı bazen hayatta mutlu olmasu için yeterli olmayabilir. Aynı zamanda aradığın mutlu yuvayı bulamayabilirsin. Audrey Hepburn'ün hayatında da bunu görüyoruz. Çocuklara olan sevgisi ve mutlu yuva arayışında çok da başarılı olamıyor. Bu başarısızlık da onu ilerleyen yaşlarında yardım kuruluşlarında aktif olarak çalışmaya teşvik ediyor.
Zarafet, çalışarak ruhunun bir tarafını tatmin etmeyi başarmış ancak daha önemli olan diğer bir tarafı için hep mücadele etmiş, çoğu kez kırılmış, tekrar ayağa kalkmış azimli bir kadının hayat hikayesi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder