Hafif bir grip, çokça uykusuzluk, uykusuzluğun verdiği pek bir bunaltılı gecenin ardından güneş yine de doğuyor işte. Uykusuzluğun bana dedirttiklerini, güneş doğup da sabah olunca hatırladığımda nasıl da utanıyorum bir bilseniz? Doğan güneşe bile kızıyorum niye doğuyor diye. Sanki diş çıkaran benmişim gibi Mehmet Yavuz'un isyanını yaşıyorum içimde adeta. Ama gün yine de umut dolu olarak doğuyor işte. Gecenin kasvetinin yerini bir sevinç alıyor bir şekilde. Ajandama aldığım notlar yorgun da olsan hayata geçirilmeyi bekliyor. Aslına bakarsanız iyi ki bekliyor. Yoksa sürüklenirsin oradan oraya. Hiç sevmediğim bu ruh hali yakalamasın beni diye bir an önce girelim dedim mutfağa Ahmet Tarık'a.
Bu sabah için çikolata parçacıklı kurabiye yapılacak notu düşmüşüm ajandamın ilgili kısmına. En sevdiğim, en tatlı tarifler için baktım damyskitchen'ın web sitesine. Sonra koyulduk kurabiyelerimizi yapmaya. Ben malzemeleri hazırladım; Tarık'la beraber yoğurduk ve şekil verdik. Sonra da beklemece fırının başında.. Bu çok kısa sürede pişen kurabiyeyi heyecanla bekledik. Böylece on dakika gibi kısa bir sürede bir kurabiyenin de pişeceğini keşfetmiş olduk. Aynı zamanda tavsiye edildiği üzere sonrasında bir bardak süt eşlik etti kurabiyemizin yanına. Ne de güzel oldu: süt ve kurabiye çok yakıştı.
Bir de bu aralar yeni komşular geliyor apartmanımıza art arda. Dolayısıyla yeni komşular da yeni heyecanlar oldu benim için. Kurabiye tanışmak için bir vesile. Kimbilir diyorsun çok uzun yıllar sürecek bir dostluğun başlangıcıdır bu. O yüzden kaçırmamak gerek bu fırsatı. Çünkü insan biriktirmek hiçbir maddi birikimin yerini alamaz. İnsan yaş aldıkça daha iyi anlıyor dostlukların, akrabalıkların değerini. O yüzden de önce elinden tutmak gerek arkadaşlıkların. Emek vermek gerek; kaybetmemek için ilişkilerini. Onca koşuşturmanın, hayat telaşının arasında zaman harcamazsa insan sevdiklerine ne anlamı olur ki tek başına yaşamanın? Siz deyin buna içini dökme; ben diyeyim hayata not düşme.
Kalın sağlıcakla,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder