22 Mart 2016 Salı

MÜZİKLERİN YOLCULUĞU: CAZ

Yaşamın önemli bir parçası olan müzik herkesin hayatında öyle ya da böyle bir yer tutar. Müzik kimine göre bir tutkudur; yaşam tarzıdır. Bununla birlikte, tutku seviyesinde olmasa da hepimizin hoşuna giden, dinleyince bizi mutlu eden hatta farklı dünyalara sürükleyen müzikler vardır. Müziğin en güzel yanı da insanları birbirine yaklaştırmasıdır. Daha yeni tanıştığımız birisine sorduğumuz ilk sorulardan biri de ne tür müzikten hoşlandığıdır. Eğer iki kişi aynı tür müzikten hoşlanıyorsa aynı heyecanları, aynı duyguları paylaşıyor demektir. Çok farklı iki kültürden insanın bile aynı tür müzikten hoşlanması paylaşımlarını nasıl da arttırır. O yüzden müzik denen muhteşem melodilerin, ses tınılarının insanlar arasındaki iletişimi sağlayıcı rolü kesinlikle küçümsenmemelidir. 
Bunun yanında, herkesin gönül tellerini titreten müzikler farklıdır. Caz müziğinin benim için yerinin farklı olduğu gibi. Caz müziğini sevmemin nedeni bir azınlık müziği olması olsa gerek. Bu azınlık müziğinin doğuşunda da farklı kültürlerin katkısının olması beni caza daha da yaklaştırıyor.
Caz müziğinin doğuşunda en önemli kent olan New Orleans 1900'lerin başında birçok halka ve kültüre ev sahipliği yapmaktaydı. Öyle ki siyahlar arasında bile oldukça farklılıklar mevcuttu. Bununla birlikte, kentte Fransız- İspanyol kültürü de etkiliydi. Bu farklı toplulukların müziğe olan düşkünlüğü de caz müziğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Müziğe olan bu ilgi çağlayan bir pınar gibi adeta kentten fışkırıyordu. Günümüze kıyasla nüfusunun azlığına rağmen kentte otuz ayrı orkestra bulunmaktaydı. Dolayısıyla Missisipi Nehri gibi müzik de bu kentte akıyordu adeta.
Herakleitos'a ait olan ve değişimi vurgulayan "Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz" sözü gibi caz müziği de aynı zamanda değişimi ifade etmektedir. Benim de çok hoşuma giden bu özelliğine göre, caz tarihi çok akıcıdır. Büyük caz müzisyenleri kesinlikle müziklerinde yaşadıkları dönemin olaylarını yansıtırlar. Büyük dünya savaşları, insan hakları hareketleri, vs. cazda yaşanan ve yaşatılan duygulardır. Bu da caz müziğine çok büyük bir canlılık ve zenginlik katar. İşte müzikteki bu değişimi hissetmek de insana kesinlikle çok büyük bir haz veriyor. 
Bir de caz deyince hemen akla gelen isimler var. Bu isimlerden en önemlisi de Louis Armstrong. Trompetçi olan Louis Armstrong'un hayat hikayesi onun içindeki müzik dehasını ortaya seriyor. Öyle ki işçi olan babası ile temizlikçilik yapan annesi o daha küçükken ayrılırlar. Daha sonra ıslah evine giren Louis Armstrong, müzikle burada tanışır ve hayatı boyunca da trompeti elinden bırakmaz. Müzikteki bu başarısını ve yeteneğini iletişim becerisi ile birleştirir. Müzik eğitimi almamış olmasına rağmen hissettiklerini muhteşem bir şekilde müziğine yansıtması onu başarıya götürmüştür. Zaten müziğine duygularını yansıtması yaşadığı dönem itibariyle yeni karşılaşılan bir durumdu ve bu mesaj olarak tüm dünyaya yayıldı. Bundan sonra sadece cazda değil diğer müzik türlerinde de müzisyenler duygularını müziklerine yansıttılar. Dolayısıyla bu çok önemli bir mesajdı. 
Tarihte bir terapi yöntemi olarak da kullanılan müzik, hepimizin hayatında öyle ya da böyle var. Müziğin benim için sakinleştirici tarafı yanında duygularını ifade etme aracı olmasını da önemsiyorum. Kim bilir belki bir gün ben de duygularımı müzikle ifade etmeye cesaret ederim. En önemlisi de çocuklarımın bu konudaki eğilimlerini kesinlikle destekleyeceğimdir. Onun için de bir yolculuk olan müziğe sık sık çıkartıyorum çocuklarımı. Böylece kimi zaman kendimizi müziğin ritmine kaptırıp bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik sıkıntılarımızı gideriyoruz. 
Bu müzik yolculuğumuzun hiç bitmemesi dileğiyle..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder