Akzambaklar ülkesini ilk okuduğumda ütopik bir proje gibi gelmişti. Ülkemiz için düşlediğimiz güzel günler vardır ya hep. Refah, ferah, güvenli, barış dolu bir ülke olsun isteriz. Bunun için de okulundan, kıraathanesine, marketinden hastahanesine her yerde şöyle yapmalı, insanları böyle eğitmeli, ülkeyi kalkındırmalı, fabrikalar açmalı, üretim kapasitesini arttırmalı, tarım geliştirilmeli vs. gibi nutuklar atar, sohbetler ederiz.
İşte Finlandiya doğal kaynakları olmayan, bataklıktan oluşan, nüfusu bir avuç olan, önce İsveç'e sonra Rusya'ya bağımlı bu küçücük ülke, bizim hayallerimizdeki projeyi gerçekleştiriyor.
İşte Finlandiya doğal kaynakları olmayan, bataklıktan oluşan, nüfusu bir avuç olan, önce İsveç'e sonra Rusya'ya bağımlı bu küçücük ülke, bizim hayallerimizdeki projeyi gerçekleştiriyor.
Kitabın yazarı Grigori Petrov der ki: "Yüzyıllar öncesinden bu yana söylendiği gibi, her ulus hak ettiği biçimde yönetilir." Ben de bu cümle üzerinden bakıyorum ülkeme. Bizi yönetenler bizim içimizde çıkıyor öyle değil mi? Eksiklikleri olsa da hala bir demokrasiye sahip olduğumuzu düşünürsek, içimizden çıkan yöneticilerimiz bu toplumda yetişiyor. Dolayısıyla ayna misali biz yönetilenler için oluşturulan politikalarda eğitimde, sağlıkta, çevrede, insan haklarında, aile ve sosyal politikalarda, kısacası yönetimin her katında şahit olduğumuz eksikliklerde, hatalarda, yanlışlarda her birimizin payı olduğunu da kabul etmeliyiz.
Kesinlikle durup önce kendimize bakmalıyız? Vicdanımıza, kalbimize, duyarlılığımıza, hoşgörümüze, insanlığımıza.. Gerçekten toplum olmayı başaramadıktan sonra özgür de olamayız. Özgürlük ise vicdanlı, duyarlı, hoşgörülü, farklılıklara saygılı, ne kadar farklı kökenden de gelse aynı yöne bakmayı başaran toplumlarda yeşermekte. İnsanların kalplerinde hırsın, kinin, nefretin hakim olduğu toplumlar özgürlükten uzaklaşırken korkunun hakim olduğu atmosfer de insanları ümitsizliğe sürüklüyor. Dolayısıyla kalplerimizden sorumluyuz. Bu yüzden tükettiğimiz ömrümüzün, bir ülke geleceğinde, gelecek kuşaklar üzerindeki etkisini hesaba katmalıyız hayatımızın her bir saniyesini yaşarken.
Finlandiya bataklıklar içinde akzambaklar yetiştirmeyi başarmış. Biz de akzambaklar yetiştirmek istiyorsak önce kendimizi yetiştirmeliyiz. Yaşadığımız olumsuzlukları da paranoyakça başkalarından bilmek yalnızca bir kısır döngünün içine hapsolup kalmaya neden olur.
Akzambakların önce içimizde büyümesi dileğiyle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder