Teknolojiden ne kadar uzak durabiliriz ki? Evimiz, iş yerimiz, okulumuz hatta sokağımız bile teknolojiyle donatılmış durumda. Hayatımızı oldukça kolaylaştıran teknolojiden de artık uzak durmamız mümkün değil. Çünkü yaşamlarımızın teknolojiyle aktığı bir çağı yaşıyoruz. Dolayısıyla bulaşık makinenizi, çamaşır makinenizi evlerinizden; işinizin önemli parçası olan teknolojik aletleri iş yerinizden atmanız mümkün değil.
Ancak günün bir kısmında telefonlarınızı bir kenara koyup hem bedenlerinizi hem de ruhunuzu dinlendirebilirsiniz. Telefonun bağımlılık derecesinde hayatımızda olduğunu adeta mütemmim cüz gibi bedenin ayrılmaz bir parçası olarak ellerden düşmemesi bazen ruhuma acayip bir baskı yapıyor; beni boğuyor. Keşke diyorum: insanlar evlerine girerken kapının yanında bir telefon kutusu olsa da telefonlarını oraya atsalar ve ertesi gün evden çıkıncaya kadar ellerine almasalar. Böyle bir kural koymaya önce kendi evimden başlasam hiç fena olmaz elbette..Henüz evimde böyle bir kural koymasam da özellikle çocukların yanında telefonu elime almamaya özen gösteriyorum. Çünkü onların elimde telefon yerine, kitap görmesini tercih ederim. Çocuklarımın hayatları boyunca kitaplarla haşır neşir olmasını istiyorsam; ilk önce bol kitaplı ve bol kitap okunan bir evde yetişmelerini sağlamam gerekli. Aksi takdirde, onlardan kitap okumalarını beklemem gerçekten hiç mantıklı olmayacaktır.
Ayrıca çocuklarla her yaşadığımız kriz anında teknolojiye başvurulduğuna şahit oluyorum. İtiraf ediyorum ki bunu ben de yapıyordum. Ancak teknolojiye başvurmayı artık çok sınırlı zamanlara hapsedebildim. Çok şükür ki televizyonun hiç izlenmediği bir evde yaşıyoruz. O yüzden çocukların da televizyon izleme alışkanlıkları yok.
Ancak söz konusu çocuğa yemek yedirmek olunca ya da masa kurulup hep beraber sofraya oturunca huzurlu bir yemek adına hemen bir video açıp çocukların eline veriyoruz. Ne kadar ayıp huzuru o küçücük ekrana sıkıştırılan videolarda bulmak..
Öncelikle oğullarımı yemek yemeği reddediyorsa, yemek yedirmeyi kesiyorum. Dolayısıyla videoya, çizgi filme filan ihtiyacım olmuyor. Kendim huzurlu bir yemek istiyorsam da çekiyorum pencerenin kenarına bir sandalye; kuşları, uçakları, kedileri, köpekleri, insanları izlemesini telkin ederek hem konuşuyoruz hem de keyifle yemeğimi yiyorum. Eğer hayatımızda sakinlik, dinginlik, yavaşlık; huzur istiyorsak önce çok hareketli görüntülerden yani videolardan, kliplerden, filmlerden uzak durmalıyız. Onun yerine kendimizi kitap okumanın yavaşlığına bırakmalıyız belki de.
Öte yandan, gündemi takip etmek, nerede ne var, neler olmuş gibi kaçırmak istemediğim, dünyanın döndüğü, hayatın yaşandığı bir gerçek var. Dolayısıyla sosyal medyadan kendimi çok da fazla uzak tutamıyorum. Çocuklar uyumuşsa, yapılması gerekenler yapılmışsa, bir göz atıyorum ne var ne yok diye. Bir de zaten teknoloji bana ilham veriyor. Öyle ki gördüğümü, okuduğumu sonra bir şekilde hayata geçiriyorum. Kaydediyorum, not alıyorum; bu da varmış, burası da gidilip görülmeli, şu kitaplar okunmalı, bu kumaştan çok güzel etek olur vs. Dolayısıyla ben sosyal medyanın beni geliştirmesine izin veriyorum.
Ama yine de siz siz olun teknolojiye ne çok yakın ne çok uzak olun. Teknolojiyle aranızdaki mesafeyi korumanız dileğiyle..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder