"Allah analı babalı büyütsün" ne kadar güzel bir temenniymiş oysa ki. Bu temenninin anlamını idrak etmek için de insan illa ki bir yakınını mı kaybetmeli? Söylenip geçen, sanki laf olsun diye, söylenmesi gereken, alışkanlık işte dediğimiz ne çok sözümüz var. Bize dokununca anlıyoruz bu cümlelerin anlamlarını. İşte "Allah analı babalı büyütsün" sözü de bir anda dokunaklı olabiliyor kalplerimizde. Bizim de söylediğimiz, bizim çocuklarımız için de söylenen bu sözün ne kadar da anlamlı olduğunu kavramak gidenin ardından pek bir hüzünlü de olsa bu temenniyi hep dile getirmeli; yeni doğmuş bir bebek için kalbimizden gelen bebeğin annesiyle babasıyla sağlıklı bir şekilde büyümesi dileği olarak hep dillerde var olmalı elbette.
Peki bunun yanında "ateşin düştüğü yeri" ne yapacağız? Nasıl ki bir yere bomba düşer de orası bir süreliğine hayat belirtilerini kaybederse, bir insanın kalbine de ateş düşünce gerçekten hayatla birtakım bağlarını kesermiş. Bir gün önce yaşadığı heyecanların, telaşların, kurduğu hayallerin hiç bir anlamı kalmazmış? İstese de olmazmış; içinden gelmezmiş. Ama insanın muhteşem bir varlık olmasıyla beraber hayatta karşılaşacağı olumsuzluklara karşı da çok çeşitli mekanizmalarla donatıldığı bir gerçekmiş. Dolayısıyla unutulmayacak acı da yok gibiymiş. Ama insan geçici bir süre de hayat belirtilerinden uzaklaşır; hayatın muhasebesine çekilebilirmiş ki işte böyle dönemler bir taraftan insan için de, kıymet bilirse, çok değerliymiş. Hayatın geçiciliğinin hatırlandığı böyle bir dönem keşke geçiciliğin insanın beynine de kazındığı bir vesile olsaymış. Böylece insan "ölüm var" deyip durur düşünür ne doğru tavırlar takınabilirmiş. İnsanın üstüne yerleşen bu dingin, olgun ruh hali de insana ne çok yakışırmış meğer..
İşte bu kısacık süre insana çok şey öğretebilir; öğretiyor da. Ancak ne kadar unutkan varlıklarız ki unutuyoruz. Sonra hayatın yalnızca bizim heyecanlarımızdan, telaşlarımızdan, hayallerimizden ibaret olduğunu sanıyoruz. Kendimizi öyle kaptırıyoruz ki kendi hayat meşgalemize dünyanın bizim etrafımızda döndüğüne sanıyoruz. Hep hayatta yavaşlamaktan bahsediyoruz ya işte durup sevdiklerimizi aramak, dertlerine ortak olmak da bence yavaşlamanın önemli bir parçası olmalı. Hem insan en çok birbirine ihtiyaç duyar. Güzel ve özel gününde de, en mutsuz günününde, ihtiyacın olandır insan. İnsan biriktirmek de böyle bir şey. En mutsuz gününde, hayattan koptuğun anlarda, hayatla zoraki bağını kuran, senin için, senin yerine metaneti koruyan insanların yanında olması bir gün hepimizin ihtiyaç duyduğu anlar olabilir. İnsan nasıl ki mutluluğunu doyasıya yaşamak istiyorsa, gün geliyor ki üzüntüsünü de doyasıya yaşamak istiyor. İşte insanın çevresinde üzüntüsünü de doyasıya yaşatacak insanların olması ne güzel.
O yüzden hayatta kalplerine dokunduğumuz insanlar biriktirmek dileğiyle..
Peki bunun yanında "ateşin düştüğü yeri" ne yapacağız? Nasıl ki bir yere bomba düşer de orası bir süreliğine hayat belirtilerini kaybederse, bir insanın kalbine de ateş düşünce gerçekten hayatla birtakım bağlarını kesermiş. Bir gün önce yaşadığı heyecanların, telaşların, kurduğu hayallerin hiç bir anlamı kalmazmış? İstese de olmazmış; içinden gelmezmiş. Ama insanın muhteşem bir varlık olmasıyla beraber hayatta karşılaşacağı olumsuzluklara karşı da çok çeşitli mekanizmalarla donatıldığı bir gerçekmiş. Dolayısıyla unutulmayacak acı da yok gibiymiş. Ama insan geçici bir süre de hayat belirtilerinden uzaklaşır; hayatın muhasebesine çekilebilirmiş ki işte böyle dönemler bir taraftan insan için de, kıymet bilirse, çok değerliymiş. Hayatın geçiciliğinin hatırlandığı böyle bir dönem keşke geçiciliğin insanın beynine de kazındığı bir vesile olsaymış. Böylece insan "ölüm var" deyip durur düşünür ne doğru tavırlar takınabilirmiş. İnsanın üstüne yerleşen bu dingin, olgun ruh hali de insana ne çok yakışırmış meğer..
İşte bu kısacık süre insana çok şey öğretebilir; öğretiyor da. Ancak ne kadar unutkan varlıklarız ki unutuyoruz. Sonra hayatın yalnızca bizim heyecanlarımızdan, telaşlarımızdan, hayallerimizden ibaret olduğunu sanıyoruz. Kendimizi öyle kaptırıyoruz ki kendi hayat meşgalemize dünyanın bizim etrafımızda döndüğüne sanıyoruz. Hep hayatta yavaşlamaktan bahsediyoruz ya işte durup sevdiklerimizi aramak, dertlerine ortak olmak da bence yavaşlamanın önemli bir parçası olmalı. Hem insan en çok birbirine ihtiyaç duyar. Güzel ve özel gününde de, en mutsuz günününde, ihtiyacın olandır insan. İnsan biriktirmek de böyle bir şey. En mutsuz gününde, hayattan koptuğun anlarda, hayatla zoraki bağını kuran, senin için, senin yerine metaneti koruyan insanların yanında olması bir gün hepimizin ihtiyaç duyduğu anlar olabilir. İnsan nasıl ki mutluluğunu doyasıya yaşamak istiyorsa, gün geliyor ki üzüntüsünü de doyasıya yaşamak istiyor. İşte insanın çevresinde üzüntüsünü de doyasıya yaşatacak insanların olması ne güzel.
O yüzden hayatta kalplerine dokunduğumuz insanlar biriktirmek dileğiyle..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder